• Elif Adali

Monday Update #4



Haftaya neşeli bir yazıyla başlamak isterdim ama ne yazık ki yine korkunç bir saldırıyla karşı karşıyayız. Döngü hep aynı, saldırı olur, çok üzülürüz, tepki gösteririz. Siyasetçiler, ünlüler saldırıyı kınar, sonra birkaç gün sonra herşey unutulur. Biz unuturuz ama katledilen çocukların aileleri asla unutmaz :(

Kendime bakıyorum, her seferinde çok üzülüyorum, korkuyorum ama bir gün sonra normal hayatıma dönüyorum. Etrafımdaki herkes aynı durumda. Neden böyle diye soruyorum kendime, alıştık mı ki bu kadar çabuk unutuyoruz? Çoğumuz her an birşey olacak, bir yerde bir saldırı olacak diye bekliyoruz zaten. Olacak, sadece ne zaman ve nerede diye bilmiyoruz. Belki de kendimizi bu fikre alıştırdığımız için, bunu beklediğimiz için çok çabuk normale dönebiliyoruz. Artık bir savaş içinde olduğumuzu kabullenmişiz, hayatımızın bir parçası olmuş. Yıllar önce ilk defa İsrail'e seyahat ederken oraları bilen bir arkadaşıma sormuştum tehlikeli bir durum var mı diye o da gençlerin bombalanmış binalarda partyler düzenlediklerini anlatmıştı. O zaman çok ilginç gelmişti ama biz de benzer durumdayız. Artık hayatımızın bir parçası!

Gezi olaylarından sonra büyük bir umutsuzluğa kapılmıştım. 2015-2016'da olanlar artık içimde kalan son umudu da öldürdü. 10 Ekim'de gerçekleşen Ankara saldırısı beni çok sarsmıştı. Böyle bir ortamda yaşamak istemediğimi biliyordum. Artık tekrar yurtdışına dönmem gerektiğini hissediyordum. Düğün günümde İstiklal Caddesi'ndeki saldırı gerçekleşti. Hayatımın en heyecanlı gününde, sabah bu haberle sarsılmıştım. Ve çok öfkeliydim, artık hiç birşeyin sevincini düzgün yaşayamıyoruz, her gün bir üzücü olay... Yaşadığımız için şükretmekten başka birşey gelmiyordu elden. Terör bir yana günlük haberler de bir o kadar üzücü ve sinir bozucu. Detaya girmeyeceğim siz analadınız...

Eşimle yurtdışına taşınmaya karar verdik ama bu neşeli bir gidiş değil. Çünkü çok sevdiğimiz İstanbul'dan aslında kaçıyoruz. Daha mutlu, daha huzurlu bir yaşam için. Bazılarınız, herkes giderse nasıl düzelecek o zaman diye düşünebilirsiniz. Ben 20 yıl yurtdışında yaşadım, eşimde 8 yıl. Yurtdışında hayatımıza devam edebilirdik ama biz İstanbul'u seçtik çünkü ait hissettiğimiz yer burasıydı. Burada çalışıp, burada birşeyler üretmek istiyorduk. Zaten baktığınız zaman yurtdışına okumaya gidenlerin hemen hemen tamamı okulu bitirip evlerine dönüyor. Çünkü hiç bir yer yerini tutmuyor. Artık bencil davranıp kendi iç huzurumu düşünerek hareket ediyorum, sanırım artık umut falan kalmadı... Yapabileceğim ve yapmaya devam edebileceğim tek şey çevremdeki insanlara iyi davranmak, iyi bir insan olmak. Belki birşeyler iyileşir ümidiyle...

İyi haftalar olsun!


© 2016 by Out Of Office Blog. Proudly created with Wix.com